Bebek gelişimi ve eğitimi ile ilgili olarak özellikle bebekleri değişik yerlere götürmemizi öneren yazıları okuyup durdum. Çocuğumla ilgili en severek yapacağım şeydi, bu okuduklarım. Bir dergide çok ilginç alternatif yerler öneriliyordu: havaalanı, çöp kamyonunun arkasından gidilmesi aklımda kalanlar. Evet ikisini de yaptım. Havaalanına giderken yolda uyudu, uçakları kaçırdı! Çöp kamyonu da çok ilgisini çekmedi! Zaten hızla geçtim…
Pazara götürdüm, tüm meyve sebzeleri elledi, çok eğlendi, orada pazarcının devasa bıçağıyla armut soydum verdim eline…Bu gezmeyi çok sevdi…Araba yıkatmaya beraber gittik, iyi ki de gitmişiz, o da tarih oldu bu susuzlukta!
6 aylıkken Kuşadası’na, 9 aylıkken Bodrum’a tatile gittik. Görebileceği, imkanımız olan tüm mekanlara gittik, karşılaşabileceği tüm değişik ortam ve insanlarla buluşturduk onu..
Geçenlerde Kordon’da faytona bindirmeyi planlarken bir arkadaşım(ki kendisi doktor) “aman ne anlar o faytonla gezmekten, bebek daha o” dedi. Çocuk büyütmek için gerçekten anne babaların ayrı bir eğitim alması gerektiğine bir kez daha kanaat getirdim. Büyütmek, bakımını sağlamak bir derece becerilebiliyordu gelişimine katkıda bulunmak, eğitmek ayrı iş!
Bebeğin yaşamı boyunca onu etkileyecek gelişimlerin en başında bilişsel gelişim vardır.
Bu dönemde bebeğin gelecekteki kişiliğinin temelleri atılır. Bir yaşına gelinceye kadar bebeğin beyni gelişiminin %70ini tamamlar.
Bebek dünyaya gelişinin ilk üç yılında olağanüstü bir gelişme sergiler. Bebekler bağlantı için hazır konumda olan yaklaşık 100 milyar sinir hücresi ile doğarlar. İnsan yaşamının ilk yıllarında, beynin kabuk bölgesinin her cm2sinde saniyede 30,000 bağlantı oluşur. Beynin kabuk bölgesi bebeklerin doğuştan getirdikleri muhteşem bir yapıdır. Gelişmeye en yatkın beyin bebeklerin beynidir.
Öğrenmek bebekler için biyolojik bir ihtiyaçtır. Bebek doğduğu günden itibaren öğrenmeye başlar. Öğrenme süreci içinde 5 duyu organı çok önemli bir rol oynar. Bebek etrafındaki dünyaya duyuları ile anlam verir. Bakarak, dinleyerek, dokunarak, koklayarak çevresi ve insanlarla ilişki kurmaya başlar. Tüm bunların yanı sıra kendini besleme konusunda son derece yararlı emme refleksini de beraberinde getirir. Yaşamının ilk yılı, bebeğin beyin gelişimindeki en hızlı süreçtir.
Beynin beslenmesi için oksijen ve şeker dışında başka beslenme kaynaklarına da ihtiyacı vardır. Bu kaynaklar bebeğin bedeninin dışında, yakın çevresinden gelen 5 duyu organı kanalı ile bilgi ve deneyim sunan ses, ışık, koku ile dokunuştur. Bunların uygun zamanda ve yeterli düzeyde olması gerekir. Aksi takdirde beyin/zeka ve bunların bileşkesi olan yeteneklerinin üst sınırına hiçbir zaman ulaşamayacağı büyük bir olasılık olarak düşünülmektedir.
Çocuk, dünyanın pasif alıcısı değildir. Bilgiyi kazanmada aktif bir role sahiptir.
Doğumdan dil öğrenmeye kadar geçen dönemde (0-2 yaş arasında) beyin olağanüstü bir gelişme gösterir.
2 yaşına kadar olan kısa sürede gezilmedik, yaşanmadık macera kalmamalıydı..
Biri hariç kaldı; en klasik mekan HAYVANAT BAHÇESİ
Eşim oraya da gitmeliyiz diye boyuna listenin başına çekiyordu..Bense…
İlkokulu bitirmek üzere iken Sirk Köpeği diye bir kitap okumuştum. O kitabı okumadan önce hayvanat bahçelerini ve sirkleri çok seven bu küçük kız kitapta eğitilirken eziyet gören, hapis hayatı yaşayan, özgürlüğüne bir türlü kavuşamayan bu köle köpeğin ızdırabını derinden yaşamıştı.
O gün bugündür sevmem ben hayvanat bahçelerini. Aşırı derecede özgürlüğüne düşkün, en büyük korkusu kapalı yerde hapis olmak olan ben bebeği aşkına 20 yıl üzerine hayvanların hapis olduğu Hayvanat Bahçesine gidiyorum.
İZMİR HAYVANAT BAHÇESİ
Kültürpark'ın içindeki Hayvanat Bahçesine gidiyoruz. İzmir’deki tek hayvanat bahçesi. Bakalım 20 yıl üzerine ben ve eşim neler hissedeceğiz? Bahadır’ı göreceğiz(İzmirin maskotu filimiz-orijinal adı Pak Bahadur)Bebeğimiz napacak? Hayvanlara aşık o! Bayılacak! Ama önce ben bayılıyorum…Koku berbat! Ve müthiş hayalkırıklığı…20 yılda hiçbir şey mi değişmez? HİÇBİR ŞEY! Türkiye’nin 3. büyük şehrinin hayvanat bahçesi rezalet.. Zavallı hayvanlar..Daracık iğrenç yapay mekanlarda…Bahadır’ı görmeye gidiyoruz. Koskoca filin alanı 100 m2 var yok.Zemin beton! Bazı hayvanların adı yazıyor, İzmir’in simgesi Bahadır’ın ADI YOK.
Yaşayarak öğrenme bir yere kadar, benim kızım hayvanları televizyondan kitaptan öğrensin. Böyle görmesin. Mutsuz, kızgın ve isyankar bir halde ayrılıyoruz. Miniğim elinde dondurması ile mutlu.
İlgili mercilere şikayet yazısı göndermeye kararlıyım. Eşim müjdeyle geliyor bir akşam. Yeni hayvanat bahçesi yapılıyormuş Sasalıya diye. Seviniyoruz…Şikayetten vazgeçiyorum.
Bloguma da bu yazıyı eklemeyecektim. Geçen gün Bahadır ölmeseydi. 54 yaşındaki Fil Bahadır’ı son görüşümüzmüş. O yeni hayvanat bahçesini göremeden ayağındaki bir enfeksiyondan dolayı öldü gitti, kurtuldu o iğrenç 100 m2 den.
2005 yılında Pak Bahadur'a Özgürlük kampanyası başlatılmıştı, öldüğü gün itibarıyla 7219 imza toplandı. Bu imzalar, toplanan nice imza gibi hiçbir işe yaramadı ve Bahadır o kötü mekanda öldü.
Bu yazıyı gene de yazmayacaktım. Basında biri de hayvanat bahçesinin kötülüğünden bahsetseydi, İzmirin simgesi Bahadır’ın adının bile tel örgüler üzerinde yazmadığını yazsalardı..Çocuklacocuk da blogunda bu konuya değinmeseydi. Ama yazıyorum iç kararta kararta..
Yemekle nasıl bağlayacağım(misss gibi düşünüyorum). İşte Bahadır’ın en sevdiği yemek desem inandırıcı olacak mı?:)))
Sevgiyle kalın..
LAHANALI TAVUK KAVURMA

MALZEMELER:
- 500 gr. tavuk eti -ben 2 adet tavuk göğsü kullandım.
- 1 küçük boy körpe beyaz lahana -ben 10 yaprak(küçük lahanaydı) kullandım.
- 50 gr. margarin -2 yemek kaşığı zeytinyağı kullandım.
- Tuz, karabiber
- Yarım su bardağı et suyu - et suyum yoktu, su kullandım.
- Yarım su bardağı krema -bir küçük kutu kremanın yarısını kullandım.
- 2 yemek kaşığı nişasta -1 yemek kaşığı mısır nişastası kullandım.
TARİF: Tavuk etini ince uzun şeritler halinde doğrayın. Tavukları yağın yarısı ile bir tavada kavurun. Karabiber ile tatlandırın. Lahanayı doğrayın. Tavuk etini tavadan alıp lahanayı tavada kalan yağ ile ağzı kapalı olarak 20 dakika susuz pişirin. Lahanaya et suyu ve kremayı ekleyin. Nişastayı biraz soğuk su içinde eritin. Yavaş yavaş lahanaya katıp koyulaştırın. Tavuk etini de ekleyin. Bir taşım daha pişirip servis yapın.
Internetten bulduğum bu tarif benim gibi sebze sevmezler için ideal. Önyargılı olmayın, lahana ile tavuk çok yakıştılar. Kremalı herşey de güzel oluyor zaten. Bayıldık biz buna. Eşim lahananın lahana olduğunu çözmek için bir duralamış. O da çok sevdi. Tavsiye ederiz. Afiyet olsun.
Bir sonraki yazım eğlenceli olacak, garanti veririm...Çünkü ben pasta yaptım!
|